İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, hükümetin üçüncü yılına başlaması dolayısıyla halkla gerçekleştirdiği televizyon programında savaş ve barış süreci, Hürmüz Boğazı, diplomasi ve bölge ülkeleriyle ilişkiler hakkında açıklamalarda bulundu.
İşte bu röportajın önemli bölümleri şöyle:
- Mevcut şartlarda sizce savaşa mı, yoksa barışa mı daha yakınız?
Savaş konusunda, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sürecinde ulaştığımız mutabakatın, büyük, hatta istisnai bir kazanım olduğunu düşünüyorum.
- İslamabad Mutabakatı mı?
İslamabad'a ulaşmadan önce bu mutabakat, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nde şekillendi. Sürece dahil olan herkes; komutanlarımız, değerli Yargı Erki Başkanı, değerli Yasama Erki Başkanı ve bakanlıklardan ve hükümetten diğer yetkililer, tamamen uzmanlık ve sağduyu temelinde ortak bir sonuca ulaştılar.
Sayın liderimizin, üyelerin dörtte üçünün bu görüşe oy vermesi halinde kendilerinin de kabul edeceğini belirtmesi üzerine, 13 kişiden 12'si bu görüşe oy verdi. Yani ortak akıl sayesinde bir mutabakata varabildik. Bu mutabakatta, gerek içeride gerekse dışarıda siyasi açıdan değerlendirme yapan herkesin görüşüne göre kazanan biziz.
Bu mutabakatın dokuzdan fazla maddesinde karşı tarafın atması gereken adımlar bulunuyor; iki ya da üç maddede ise bizim yapmamız gerekenler var. Bir madde konusunda da görüşmeler yapılması gerekiyor ki bu da nükleer meselelerle ilgili ve sonuçta aynı süreç içinde takip edilmelidir. Bu ortak akıl, çok büyük bir kazanımdı ve bunu analiz eden uzmanların tamamı İran'ı kazanan taraf olarak görüyor.
Yürüttüğümüz süreçte, karşı taraf nihayet bu adımları atmaya başlamıştı; ablukayı kaldırdılar, yaptırımları kaldırdılar ve Lübnan'daki savaşın da durması gerekiyordu, onu da durdurdular. Paramızı serbest bırakmaya başlamışlardı; yani görüşmeler sırasında bunlar gerçekleşiyordu. Uzmanlarımız da 300 milyar dolara kadar yatırım programlarını hazırlamak ve düzenlemekle meşguldü.
Bizim de o dönemde Hürmüz Boğazı güzergâhını açarak koşulların eski haline dönmesini sağlamamız gerekiyordu. Hürmüz Boğazı'yla ilgili maddede, onların İran İslam Cumhuriyeti'nin belirlediği çerçevelere uyması gerekiyordu. Bu çerçevelere uymadıkları için mutabakat yeniden bozuldu.
Şimdi yeniden görüşme sürecindeyiz. Hürmüz Boğazı'ndan geçiş güzergâhına ilişkin yol haritası, uzmanlarımız, Devrim Muhafızları'ndaki kardeşlerimiz, güvenlik ve askeri güçlerimiz ile görüşmeleri yürüten ekip tarafından sevgili liderimize sunuldu ve bir anlaşmaya varıldı.
Orta güzergâh mı?
Üzerinde anlaştığımız güzergâhın, İran’ın onayıyla açılması planlanıyordu ve bu konuda da anlaşmaya varıldı. Ummanlılar başlangıçta bir ölçüde iş birliği yaptılar ancak daha sonra bazı itirazları oldu. Sonunda dün ya da önceki gün, sanırım önceki gündü, Ummanlılar geldiler ve yeniden bizimle mutabakata vardılar. İran ve Umman'ın, belirlenen çerçeve ve koordineli harita doğrultusunda güzergâhı açmasını kabul ettiler.
Şimdi de bu güzergâhın aynı çerçeveler doğrultusunda açılması halinde, ABD'nin de taahhütlerini yerine getirmesini takip ediyoruz; ablukayı ve yaptırımları kaldırması, petrol ve petrokimya alanındaki kısıtlamaları gidermesi, paramızı serbest bırakması ve yatırımları yeniden başlatması gerekiyor. Ayrıca Lübnan'da yürüttükleri faaliyetleri sürdürmemeli ve İsrail'i de belirlenen çerçevelere uymaya zorlamalıdır.
Biz de sistemin politikaları çerçevesinde alınan kararlar doğrultusunda Hürmüz Boğazı güzergâhını açacağız.
- Doğal olarak Umman'la yürüttüğümüz mevcut görüşmelerin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasıyla bir ilgisi yok, doğru mu?
Bu, Hürmüz Boğazı'nın hangi şekilde açılması gerektiğini belirlediğimiz çerçevedir. Karşı taraflarla yürüttüğümüz görüşmeler, sahip olduğumuz aynı mutabakata dayanıyor ve görüşmelerin geldiği noktaya kadar onlar, mutabakata geri dönmeleri ve bizim belirlediğimiz çerçeveleri uygulamaları gerektiğini kabul ettiler.
- Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri, ülkenin diplomasi yapısında dönüşüm yaratılması gerektiğinden söz etti. Diplomasideki bu yeni yaklaşımın ayrıntıları hakkında bilgi verebilir misiniz? Ayrıca şu anda yürütülen diplomatik temaslar, İran’ın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açma şartlarını etkiler mi?
Bakın, diplomasimizi güçlendirmemiz ve buna daha fazla zaman ayırmamız gerektiği tamamen doğrudur. Sayın liderimizin ve şehit liderimizin görüşleri doğrultusunda komşularımızla iyi ilişkiler kurmak için çaba göstermemiz kaçınılmaz bir ilkedir. Bu konuda biraz yavaş hareket ediyoruz ve zaman zaman farklı sesler de yükseliyordu. Şimdi kardeşimiz Dr. Muhsin Rızai'nin gelmesiyle, bu ülkelerle nasıl ilişki kurmamız gerektiği konusunda ortak bir dil ve ortak bir bakış açısına ulaşmaya çalışıyoruz.
Bunların hepsi İslam ülkeleridir ve bu hafta aynı zamanda Vahdet Haftası'dır. Neden İslam ülkeleriyle kavga etmeliyiz? Neden ortak bir dilde buluşmayalım? Neden bölgenin güvenliğini birlikte sağlamayalım? Bu, karşılıklı ziyaretler, görüşmeler ve etkileşim yoluyla mümkündür. Uzaktan birbirimize mesaj göndermek sorunları çözmez.
Bu konuda Pakistan, Afganistan, Suudi Arabistan, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Umman, Mısır, Azerbaycan, Türkmenistan ve diğer ülkelerle çaba gösteriyoruz. Bu ülkelerin tamamıyla anlaşmaya varabiliriz ve bunun zemini de hazırdır. Bu ilkeyi kabul etmeli ve bakış açımızı düzeltmeliyiz. Böylece Müslüman kardeşlerimizle rahatlıkla iş birliği yapabiliriz. Ancak güç pozisyonundan konuşmak istersek, karşı taraf da “Benim de gücüm var” diyecektir.
Biz kardeşiz ve birbirimizin hâkimi değiliz. El ele vermeli, bölgeyi sakinleştirmeli ve Siyonist rejimin İslam ülkelerine bu kadar kolay saldırmasına izin vermemeliyiz. Bu ancak birlik sayesinde mümkündür. Daha önce de söylediğim gibi, bu haftanın mevcut anlayışla aynı döneme denk gelmesi çok anlamlıdır; çünkü bizim gerçek gücümüz birlik ve dayanışmadır.
yorumunuz